Bugünkü makalemizde “sihirli düşünme nedir” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Sihirli Düşünme Nedir? İçimde Bir Şeylerin Gerçeğe Dönüşeceğine İnanırken Kayseri’de Geçen Günler
Bir sabahın içinde başlayan alışkanlık
Kayseri’nin kış sabahları hep aynı hisle uyanır bende. Camın kenarında ince bir buğu, sokaktan geçen minibüslerin buz gibi sesi ve odamın içinde ağır ağır çöken sessizlik… 25 yaşındayım ama bazı sabahlar sanki hâlâ çocukmuşum gibi hissediyorum. Defterim hep yatağımın yanında durur. Uyanır uyanmaz ilk işim bazen yazmak olur.
O sabah da öyleydi. Elimi yüzümü yıkamadan önce defteri açtım ve tek bir cümle yazdım:
“Bugün bir şey değişecek.”
Bunu yazarken içimde garip bir güç vardı. Sanki gerçekten yazdığım şey, günün akışını değiştirecekti. O an bilmiyordum ama bunun adı yıllar sonra daha net karşıma çıkacaktı: sihirli düşünme.
Sihirli düşünme nedir, ben nasıl içine düştüm?
Sihirli düşünme, insanın düşüncelerinin, dileklerinin ya da inancının doğrudan gerçeği etkileyebileceğine inanmasıdır. Mantıkla açıklanmaz ama duygularla çok güçlü hissedilir. Bir şeyin olmasını çok istersen, sanki evren onu sana getirecekmiş gibi gelir.
Ben bunu ilk kez çocukken yaşamıştım ama farkında değildim. Annem “yatmadan önce dilek dile” dediğinde, gerçekten yıldızların beni duyduğunu sanıyordum. Büyüdükçe bunun çocukça bir şey olduğunu düşündüm ama içimdeki o ses hiç susmadı.
25 yaşında Kayseri’de tek başıma yaşarken, bu düşünce tekrar geri geldi. Üstelik daha güçlü bir şekilde.
Çünkü yalnızlık, insanın inançlarını daha gürültülü hale getiriyor.
Otobüs durağında beklerken başlayan hikâye
O gün üniversiteden bir arkadaşımı bekliyordum. Uzun zamandır görmediğim biriydi. İçimde saçma ama güçlü bir düşünce vardı: “Eğer onu çok düşünürsem, karşıma çıkacak.”
Bu düşünceye kendim bile güldüm. Ama yine de içimden sürekli onu çağırıyordum. Sanki zihnim bir mıknatıstı ve onu çekebilirmişim gibi.
Durağa erken gitmiştim. Soğuk yüzümü kesiyordu ama umursamıyordum. Kulaklıkta düşük sesli bir şarkı, cebimde titreyen umut… Defterime şunu yazdım:
“Eğer bir şeyi yeterince hissedersem, olur. Bunu biliyorum.”
O an mutluydum. Çünkü inanmak kolaydı. Gerçek, inancın yanında önemsiz gibi duruyordu.
Sonra o geldi.
Gerçekten geldi.
Kalbim o kadar hızlı attı ki bunun tesadüf olabileceğini bile düşünemedim. Sihirli düşünme tam da burada devreye giriyor işte: insan, rastlantıyı anlamlı bir sonuca bağlamak istiyor.
Ona sarıldım, güldük, konuştuk. İçimde bir ses “bak, oldu” diyordu. Sanki düşüncelerim onu buraya getirmişti.
Ama gün ilerledikçe o düşünce yavaş yavaş çatlamaya başladı.
Gerçek ile zihnin oynadığı oyun arasındaki ince çizgi
Bir kafede otururken o bana işlerinden bahsetti, yeni hayatından… Ben ise daha çok kendi içimdeki hesaplarla meşguldüm. “Ben düşündüm ve oldu” hissi o kadar güçlüydü ki, konuşmaları bile gölgede bırakıyordu.
Ama bir an geldi, o cümleyi söyledi:
“Tesadüfen denk geldim aslında, Kayseri’de olduğumu kimse bilmiyordu.”
İşte o an içimde bir şey kırıldı.
Sessizce başımı salladım ama içimde fırtına vardı. Çünkü zihnimde kurduğum hikâye çökmüştü. O benim düşüncelerimle gelmemişti. O zaten gelmişti.
Ben sadece rastlantıyı anlamlandırmıştım.
Sihirli düşünme tam olarak buydu. Gerçeği değiştirmek değil, gerçeğe anlam yüklemekti.
Kayseri sokaklarında yürürken iç konuşmalarım
O görüşmeden sonra uzun süre yürüdüm. Hava çok soğuktu ama içimdeki şey daha soğuktu. Ellerim cebimde, kafamda tek bir düşünce dönüyordu:
“Ben neden böyle düşünüyorum?”
Bir yandan da itiraf etmem gerekiyordu: Bu düşünce bana iyi geliyordu. Çünkü kontrol hissi veriyordu. Hayatımda kontrol edemediğim o kadar çok şey vardı ki… En azından zihnimde bir gücüm olduğunu sanıyordum.
Eğer yeterince düşünürsem olur.
Eğer yeterince istersem gelir.
Eğer yeterince hissedersem değişir.
Ama hayat öyle işlemiyordu.
Yine de insan kalbi bunu kabul etmekte zorlanıyor.
Bir gecenin içine sığan kırılma
O gece defterimi açtım. Uzun uzun yazdım. Kendime kızdım, sonra kendime acıdım. Sonra tekrar düşündüm.
Sihirli düşünme nedir diye tekrar sordum kendime.
Belki de bu, insanın çaresizliğe karşı geliştirdiği en eski savunma mekanizmasıydı. Belki de hiçbir şeyi kontrol edemediğini kabul etmek çok ağır olduğu için, zihin böyle bir hikâye yaratıyordu.
Deftere şunu yazdım:
“Ben düşündüğüm için olmadı. Olduğu için oldu. Ama yine de düşündüğümde umut ediyorum.”
Bu cümle bile çelişkiydi. Ama ben o çelişkinin içinde yaşıyordum.
Geçmişten gelen küçük izler
Çocukken sınavdan önce kalemimi üç kez döndürürdüm. Eğer döndürürsem iyi not alacağıma inanırdım. Biri bana “başarı çalışmaktan gelir” dediğinde içimden “ama ya şans?” diye geçirirdim.
Büyüdükçe bu inançlar kaybolur sandım. Ama kaybolmadı. Sadece şekil değiştirdi.
Artık kalem çevirmiyordum. Ama mesaj atarsa diye telefonu sürekli kontrol ediyordum. Bir şeyi çok istersem, olacağına dair içimde bir his taşıyordum.
Ve bu his, beni hem yukarı kaldırıyor hem de yere çarpıyordu.
Umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelmek
En zor kısmı şu: Sihirli düşünme bazen umut gibi hissettiriyor. Güzel bir şey. İnsanı hayatta tutan bir sıcaklık.
Ama gerçekleşmediğinde, hayal kırıklığı daha sert oluyor. Çünkü sadece kaybetmiyorsun; inandığın bir şey de yıkılıyor.
Bir gün kendimi şunu söylerken yakaladım:
“Eğer gerçekten istersem, döner.”
Sonra durdum.
Bu cümlenin beni ne kadar yorduğunu fark ettim. Çünkü artık istemek yetmiyordu. Ve bu gerçeği kabul etmek ağırdı.
Yavaş yavaş değişen bakış açım
Zaman geçtikçe şunu anlamaya başladım: Düşüncelerim dünyayı değiştirmiyordu ama beni değiştiriyordu.
Bir şeyi çok düşünmek, ona verdiğim değeri gösteriyordu. Ama sonucu belirlemiyordu.
Kayseri’nin o sert rüzgârlarında yürürken içimde yeni bir farkındalık oluştu. Belki de mesele düşüncenin gücü değil, düşüncenin beni nasıl yönlendirdiğiydi.
Sihirli düşünme nedir sorusuna artık farklı cevap veriyordum:
Bu, insanın gerçeği kontrol etme isteğinin duygusal bir yansımasıydı.
Son kalan izler ve içimdeki sessizlik
Bunu da Okuyun: Kan sulandırıcıların cinselliğe etkisi nedir ?
Şimdi hâlâ defter yazıyorum. Ama eskisi gibi “olacak” diye başlamıyorum cümlelere.
Bazen sadece “bugün böyle hissettim” yazıyorum.
O arkadaşımı artık daha sakin hatırlıyorum. Onun gelişi bir mucize değildi. Sadece bir karşılaşmaydı.
Ama bana öğrettiği şey farklıydı.
Gerçek ile hayal arasındaki çizgiyi görmek… ve o çizgide kaybolmadan yürümeyi öğrenmek.
Yine de itiraf etmeliyim, bazen hâlâ içimden geçiriyorum:
“Ya gerçekten düşüncelerim bir şeyi etkiliyorsa?”
Sonra gülümsüyorum.
Çünkü artık biliyorum: Düşüncelerim dünyayı değil, beni şekillendiriyor.