Sevgili takipçiler, Medihair olarak Kışın ne turşusu yapılır hakkında kısa ama kapsamlı bir rehber hazırladık.
Kışın Ne Turşusu Yapılır? Bir Kavanozun İçine Sığan Felsefe
Bir kavanozun kapağını açarken hiç şu soruyu düşündünüz mü: İçeride gerçekten yalnızca salatalık, biber, lahana ve tuz mu vardır; yoksa zaman, emek, hatıra, bekleyiş ve insanın doğayla kurduğu ilişki de o kavanozun içinde midir?
Belki de kışın kurulan bir turşuya bakmak, göründüğünden daha tuhaf bir felsefi deneydir. Çünkü turşu, taze olanın değişmesine izin vermektir. Sebzeyi olduğu hâliyle korumaya çalışırken aslında onu dönüştürürüz. Bir başka deyişle, “bozulmasın” diye yaptığımız şey, kontrollü bir değişimdir.
Kışın hangi turşular yapılır sorusu bu nedenle yalnızca mutfakla ilgili değildir. Lahana, salatalık, biber, havuç, pancar, fasulye, kelek, sarımsak ve çeşitli sebze karışımlarıyla kurulan turşular üzerinden insanın doğaya, bilgiye, zamana ve birbirine karşı sorumluluğunu da düşünebiliriz. Turşu üretimi açısından bakıldığında sebzelerin mevsimi dışında tüketilebilmesini sağlamak, geleneksel olarak saklama ve süreklilik ihtiyacının bir sonucudur.
Felsefenin temel alanlarından etik, “Nasıl yaşamalıyız?” diye sorar. Bilgi kuramı ya da epistemoloji, “Neyi, nasıl biliyoruz?” sorusunu araştırır. Ontoloji ise “Ne vardır ve var olan şey nedir?” sorusuna yönelir. Bu üç soru, bir turşu kavanozunun karşısında bile birbirinden ayrılmaz hâle gelebilir. Felsefe literatüründe bu alanlar kabaca eylemin doğruluğu, bilginin niteliği ve varlığın yapısıyla ilgilidir.
Belki de asıl soru şudur: Kış için hazırladığımız turşu bizi mi korur, yoksa biz mi onu koruruz?
Kışın Hangi Turşuları Yapılır?
Kış turşusu denildiğinde tek bir reçeteden söz etmek mümkün değildir. Bölgeye, iklime, alışkanlıklara ve elde bulunan sebzelere göre farklı seçenekler ortaya çıkar.
En Yaygın Kış Turşuları
- Lahana turşusu: Özellikle kış sofralarının klasiklerinden biridir.
- Salatalık turşusu: Çıtır dokusu ve ekşi-tuzlu karakteriyle en bilinen turşulardandır.
- Biber turşusu: Sivri biber, acı biber veya farklı biber çeşitleriyle hazırlanabilir.
- Karışık turşu: Havuç, salatalık, biber, lahana, karnabahar, sarımsak gibi farklı sebzelerin bir araya gelmesiyle oluşur.
- Havuç turşusu: Sert dokusu sayesinde uzun süre dayanabilen sebzelerden biridir.
- Pancar turşusu: Rengi, tatlımsı aroması ve yoğun görünümüyle farklı bir seçenek sunar.
- Karnabahar turşusu: Karışık turşularda sıkça kullanılan kış sebzelerindendir.
- Taze fasulye turşusu: Geleneksel yöntemlerin bazı yöresel örneklerinde görülür.
- Sarımsak turşusu: Tek başına veya karışık turşuların içerisinde kullanılabilir.
- Kelek turşusu: Özellikle bazı yöresel mutfaklarda tercih edilen geleneksel bir seçenektir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Her turşu aynı yöntemle yapılmaz. Sirke ile hazırlanan turşu ile laktik asit fermantasyonuna dayanan doğal fermente turşu aynı süreç değildir. Fermente turşuda mikroorganizmalar sebzelerdeki şekerleri kullanarak laktik asit üretir; böylece ortamın asitliği yükselir ve turşunun karakteristik tadı oluşur.
Bu ayrım, bizi doğrudan felsefenin ilk büyük sorularından birine götürür: Bir şeyi “aynı şey” yapan nedir?
Ontoloji: Turşu Nedir?
Bir Sebze Ne Zaman Başka Bir Şeye Dönüşür?
Ontoloji, en genel anlamıyla neyin var olduğunu ve var olanların ne tür şeyler olduğunu araştırır.
Bir salatalığı düşünelim.
Bahçedeyken salatalıktır. Pazara geldiğinde hâlâ salatalıktır. Kavanoza girdiğinde de salatalıktır. Ancak haftalar sonra tadı, kokusu, dokusu, kimyasal yapısı ve mikrobiyolojik çevresi değişmiştir.
Peki hâlâ aynı salatalık mıdır?
Bu soru, antik felsefenin ünlü değişim problemlerini şaşırtıcı biçimde hatırlatır. Herakleitos’un değişim düşüncesi açısından bakıldığında hiçbir şey bütünüyle sabit değildir. Aynı nehirde iki kez yıkanamayacağımız düşüncesi, turşunun küçük bir mutfak versiyonu gibi okunabilir: Kavanozdaki sebze korunmaktadır ama aynı zamanda sürekli değişmektedir.
Aristoteles açısından ise bir şeyin ne olduğunu anlamak için yalnızca görünüşüne değil, onun yapısına, biçimine ve nasıl gerçekleştiğine bakmak gerekir. Turşu da yalnızca “ekşi sebze” değildir; belirli bir üretim süreci, maddi bileşenler, amaç ve dönüşüm ilişkisi içinde anlaşılır.
Turşu Bir Nesne mi, Süreç mi?
Modern ontolojide de benzer tartışmalar farklı biçimlerde sürmektedir. Bir varlığı yalnızca bir nesne olarak mı düşünmeliyiz, yoksa süreçler ve ilişkiler de gerçekliğin temel parçaları mıdır?
Turşuyu yalnızca kavanozun içindeki maddeler olarak ele alırsak eksik bir tanım elde ederiz. Çünkü turşunun varlığı zamanla bağlantılıdır.
Turşu:
- bir başlangıç durumuna,
- bir dönüşüm sürecine,
- bir çevresel koşula,
- mikroorganizmaların etkinliğine,
- insan müdahalesine
- ve belirli bir sona
bağlıdır.
Bu açıdan turşu, modern süreç ontolojisinin ilgisini çekebilecek küçük ama etkileyici bir örnektir. “Şeyler mi gerçektir, yoksa süreçler ve ilişkiler mi?” sorusu, aslında kavanozun içinde sessizce gerçekleşmektedir.
Bilgi Kuramı: Turşunun Olduğunu Nasıl Biliyoruz?
“Annem Böyle Yapardı” Bir Bilgi Midir?
Epistemoloji, bilginin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini, neye dayanarak haklılandırıldığını ve sınırlarını araştırır.
Turşu kurma bilgisi çoğu zaman kitaplardan başlamaz.
Birinin eliyle öğrenilir.
“Biraz daha tuz.”
“Sebzeler suyun altında kalsın.”
“Kokusu değiştiyse süreç başlamıştır.”
“Şimdi beklemek gerekiyor.”
Bunların her biri birer bilgi iddiasıdır. Fakat bu bilgilerin epistemolojik statüsü nedir?
Bir tarifi yıllarca uygulamak, onun kesinlikle doğru olduğunu kanıtlar mı?
Hayır.
Ama sürekli deneyim kazanmak, kişinin belirli koşullarda güvenilir bir pratik bilgi geliştirmesini sağlayabilir.
Burada geleneksel bilgi ile bilimsel bilgi arasındaki ilişki önem kazanır. Geleneksel yöntemler bazen modern bilim tarafından açıklanabilir; ancak “bilim açıklıyor” demek, geleneğin başlangıçta bilgisiz olduğu anlamına gelmez. İnsanlar mikroorganizmaların varlığını bilmeden de fermantasyon süreçlerini gözlemleyip işe yarayan yöntemleri kuşaktan kuşağa aktarabilmişlerdir.
Bilmek ile Doğru Tahmin Etmek Aynı Şey midir?
Epistemolojide bilginin tanımı uzun zamandır tartışmalıdır. Klasik “gerekçelendirilmiş doğru inanç” yaklaşımı, Gettier problemleri nedeniyle ciddi biçimde sorgulanmıştır.
Bunu mutfağa taşıyalım.
Bir kişi “Bu turşu hazır” diyor.
Turşu gerçekten hazır.
Kişinin inancı doğru.
Üstelik bunu daha önceki deneyimine dayanarak söylüyor.
Fakat tamamen şans eseri doğru çıktıysa, gerçekten “biliyor” mudur?
Turşu kavanozu burada küçük bir epistemoloji laboratuvarına dönüşür. Çünkü görünüş, koku, tat, deneyim, ölçüm ve geleneksel bilgi arasında sürekli bir güven ilişkisi kurarız.
Bugün dijital dünyada bu sorun daha da büyümüştür. İnternette “en iyi turşu yöntemi”, “kesin ölçü”, “en sağlıklı turşu” gibi binlerce iddia bulunabilir. Fakat bilgi bolluğu bilgi güvencesi anlamına gelmez.
Tam tersine, bilgi çoğaldıkça epistemolojik sorumluluk da artar.
Günümüzün Turşu Kavanozu: Algoritmalar
Bugün bir turşu tarifi ararken karşımıza çıkan sonuçları yalnızca “bilgi” olarak kabul etmek kolaydır. Oysa arama motorları ve sosyal medya algoritmaları bize sadece neyin doğru olduğunu değil, neyin görünür olduğunu da etkileyebilir.
Bir tarifin milyonlarca görüntülenmesi onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Bir yöntemin viral olması onun güvenli olduğu anlamına gelmez.
Bir kişinin “bende işe yaradı” demesi, aynı yöntemin her koşulda işe yarayacağını göstermez.
İşte burada bilgi kuramı ile dijital çağın epistemik sorunları birleşir: Güvenilir bilgiye nasıl ulaşacağız? Uzmanlığı nasıl ayırt edeceğiz? Deneyim ile kanıt arasındaki sınırı nasıl belirleyeceğiz?
Bu sorular turşudan çok daha büyüktür; fakat bazen büyük felsefi meseleleri anlamanın en iyi yolu küçük bir kavanoza bakmaktır.
Etik: İyi Bir Turşu Yapmak İyi Bir Eylem midir?
Etik İkilem: Koruma mı, Müdahale mi?
Etik, eylemlerimizin doğru veya yanlışlığını, iyi yaşamın ne olduğunu ve nasıl davranmamız gerektiğini sorgular.
Turşu kurarken bile “müdahale” meselesi ortaya çıkar.
Bir sebzeyi korumak için ona müdahale ederiz. Onu tuzlar, kavanoza koyar, havasını sınırlar ve zamanını belirli ölçülerde yönetiriz.
Doğaya müdahale ediyoruz.
Ama doğayı zaten bütünüyle müdahalesiz bırakarak yaşamak mümkün müdür?
Bu soru çevre etiğinde daha büyük biçimlerde karşımıza çıkar. İnsan, doğanın efendisi midir, parçası mıdır, yoksa ikisi arasında bir ilişkisel varlık mıdır?
Hans Jonas’ın teknoloji çağında sorumluluğun kapsamını genişleten yaklaşımı burada anlamlı bir karşılık bulur. İnsan eylemlerinin sonuçları geçmişte olduğundan çok daha büyük ölçeklere ulaştığında, sorumluluğumuz yalnızca yakın çevremizle sınırlı kalmaz.
Turşu kavanozu elbette gezegen ölçeğinde bir teknoloji değildir. Fakat bize basit bir düşünce deneyi sunar: Bir şeyi korumak için ona ne ölçüde müdahale etmek meşrudur?
Emek, Paylaşım ve Adalet
Turşu aynı zamanda emek meselesidir.
Sebzeyi yetiştiren kişinin emeği vardır.
Toplayan kişinin emeği vardır.
Taşıyanın, satanın, temizleyenin, hazırlayanın ve saklayanın emeği vardır.
Sonunda sofraya gelen kavanoz, tek bir kişinin eseri olmaktan çıkar.
Bu noktada Aristoteles’in erdem etiği, Kant’ın ödev etiği ve çağdaş adalet teorileri farklı sorular sorabilir.
Aristoteles açısından mesele, iyi yaşamın parçası olan erdemlerde aranabilir. Paylaşmak, ölçülülük ve israf etmeme gibi pratikler iyi yaşamla ilişkilendirilebilir.
Kant açısından ise başka bir insanın emeğini yalnızca araç olarak görmemek önemlidir. Bir sofradaki turşunun arkasındaki görünmeyen emeği fark etmek bile insanı ahlaki özne olarak düşünmeye yöneltebilir.
Çağdaş etik ise buna yeni sorular ekler:
- Gıda israfını azaltmak ahlaki bir sorumluluk mudur?
- Mevsimsel üretim ve tüketim çevresel açıdan daha doğru mudur?
- Ucuz gıdanın arkasındaki görünmeyen emek adil biçimde karşılanıyor mudur?
- Geleneksel yöntemlerin ticarileştirilmesi kültürel emeği nasıl değiştirir?
- “Doğal” etik açıdan otomatik olarak “iyi” anlamına gelir mi?
Son soru özellikle önemlidir.
Çünkü doğada bulunan her şey iyi değildir; insan yapımı olan her şey de kötü değildir. “Doğal” kelimesinin ahlaki bir garanti gibi kullanılması, felsefede uzun süredir tartışılan doğal yanılgıya benzer sorunlar doğurabilir.
Filozofların Turşu Kavanozuna Bakışı
Herakleitos: Turşu Değişimdir
Herakleitos’un değişim vurgusuyla bakıldığında turşunun özü dönüşümdür.
Sebzeyi korumaya çalışırken onu değiştiririz.
Turşu bize şu paradoksu hatırlatır: Bazen süreklilik, değişimin durması değil, değişimin belirli bir düzen içinde gerçekleşmesidir.
Aristoteles: Turşunun Bir Amacı Var mı?
Aristotelesçi yaklaşım, şeyleri amaçları ve işlevleri üzerinden değerlendirmeye imkân verir.
Turşunun amacı nedir?
Sebzeyi uzun süre saklamak mı?
Yemeğe tat katmak mı?
Mevsim dışı tüketimi mümkün kılmak mı?
Kültürel hafızayı taşımak mı?
Belki de hepsi.
Bu durumda tek bir nesnenin birden fazla anlam ve amaç taşıyabileceğini görürüz.
Kant: Turşu Yaparken Sorumluluk Var mı?
Kantçı etik açısından ahlaki değer, yalnızca sonuçta değil, eylemin ilkesinde de aranır.
Buradan hareketle şu soruyu sorabiliriz:
Bir şeyi yalnızca kendimiz için saklamak ile onu paylaşmak arasında ahlaki bir fark var mıdır?
Kavanozun kapağı kapandığında, gelecekteki benliğimiz için bir kaynak ayırmış oluruz. Bu açıdan turşu, bugünün insanıyla gelecekteki insan arasında küçük bir sözleşme gibi de görülebilir.
Nietzsche: Değişimi Neden Bozulma Olarak Görüyoruz?
Nietzsche’nin değerlerin sorgulanmasına yönelik yaklaşımıyla bakıldığında “taze iyidir, bozulmuş kötüdür” ayrımı bile sorgulanabilir.
Çünkü turşunun bütün hikâyesi bize şunu gösterir:
Her değişim bozulma değildir.
Her dönüşüm kayıp değildir.
Bazen değişim, yeni bir varoluş biçimidir.
Bu düşünce yalnızca gıda için değil, insan yaşamı için de güçlü bir metafordur. İnsan da çocukluk, yetişkinlik, yaşlanma, kayıp, öğrenme ve hatırlama yoluyla sürekli dönüşür. Buna rağmen kendimize “aynı kişi” deriz.
Turşunun ontolojik sorusu bir anda kişisel bir soruya dönüşür:
Değişerek aynı kalmak mümkün müdür?
Fermantasyon: İnsan Kontrolünün Sınırları
Fermente turşuda laktik asit bakterileri sebzelerdeki şekerleri kullanarak laktik asit oluşturur. Bu süreçte ortamın asitliği değişir ve mikroorganizmaların etkinliği turşunun karakterini belirler. Fermantasyon sıcaklık, tuz oranı ve sebzelerin özellikleri gibi koşullardan etkilenir.
Burada insanın kontrol yanılsaması ortaya çıkar.
Kavanozu biz hazırlıyoruz.
Ama içerideki bütün süreçleri biz yönetmiyoruz.
Mikroorganizmaları tek tek seçmiyoruz.
Her molekülün nereye gideceğini belirlemiyoruz.
Zamanı tamamen durduramıyoruz.
Bu durum, çağdaş felsefede insan-merkezcilik tartışmalarını hatırlatır. Bruno Latour gibi düşünürlerin çalışmalarında insanlarla insan-olmayan aktörler arasındaki ilişkiler önem kazanır. Bir kavanozdaki sebze, tuz, cam, sıcaklık, mikroorganizmalar ve insan emeği birlikte bir ağ oluşturur.
Turşu böylece yalnızca “insanın yaptığı bir şey” olmaktan çıkar.
İnsan ile insan-olmayan varlıkların birlikte oluşturduğu bir süreç hâline gelir.
Bu bakış, Donna Haraway’in ilişkisel düşünceyle bağlantılı çağdaş yaklaşımlarını da hatırlatır: Varlıkları tamamen bağımsız, kendi başına duran birimler olarak düşünmek yerine, onları ilişkiler içinde anlamaya çalışmak mümkündür.
Gelenek ve Modernlik Arasında Kış Turşusu
Bugün turşu hem geleneksel bir ev hazırlığı hem de küresel gastronominin parçasıdır.
Kimchi, sauerkraut, salatalık turşusu, fermente havuçlar ve farklı sebze fermentasyonları dünyanın çeşitli mutfaklarında yeniden yorumlanmaktadır.
Bu durum kültürün doğası hakkında başka bir soru yaratır:
Bir yemek geleneği ne zaman “özgün” olmaktan çıkar?
Bir tarifin başka bir ülkede uygulanması kültürel paylaşım mıdır?
Yoksa kültürel sahiplenme problemi yaratabilir mi?
Bu tartışmalar özellikle küreselleşen gastronomi kültüründe önemlidir. Bir yemeğin yalnızca malzemeleri değil, ona eşlik eden tarih, emek, coğrafya ve toplumsal anlamlar da vardır.
Turşu bu açıdan kültürel belleğin küçük bir arşividir.
Bir kavanozun içinde sadece sebze yoktur.
Bir coğrafyanın iklimi vardır.
Bir ailenin alışkanlığı vardır.
Bir büyükannenin ölçüsü vardır.
Bir çocuğun sofradaki bekleyişi vardır.
Bir kışın sessizliği vardır.
Turşu ve Zaman: Beklemek Neden Bu Kadar Zor?
Modern yaşamın en güçlü özelliklerinden biri hızdır.
Hazır yemekler, hızlı teslimat, anında mesaj, anında görüntü, anında bilgi…
Turşu ise beklemeyi emreder.
Bir şeyin hemen gerçekleşmesini istememize karşı çıkar.
Bu yönüyle turşu, çağdaş zamana karşı küçük bir direnç biçimi olarak düşünülebilir.
Çünkü fermantasyonun bir ritmi vardır.
İnsan sabırsız olsa da süreç sabırsız değildir.
Bu, Heidegger’in zaman ve insan varoluşu üzerine düşüncelerini çağrıştırır. İnsan yalnızca saat ölçen bir varlık değildir; geçmişi hatırlayan, geleceği bekleyen ve şimdiyi yaşayan bir varlıktır.
Kavanozun başında beklemek de böyledir.
Henüz olmayan bir şeyi düşünürüz.
Bugünün sebzesini yarının turşusu olarak hayal ederiz.
Dolayısıyla turşu, geleceğe yönelik bir eylemdir.
Turşunun İçindeki İnsan: Hatıra, Kayıp ve Süreklilik
Bazı kokular insanı yıllar öncesine götürür.
Bir turşu kavanozunun kapağı açıldığında ortaya çıkan keskin koku, kimi zaman bir mutfağı, bir sofrayı, bir kışı veya artık hayatta olmayan birini hatırlatabilir.
Burada turşu maddi bir nesne olmaktan çıkar ve hafızanın taşıyıcısına dönüşür.
Bu durum fenomenolojik açıdan da ilginçtir. Deneyim yalnızca “dışarıdaki nesneyi görmek” değildir; nesnenin bizim için nasıl anlam kazandığı da önemlidir.
Bir başkası için sıradan olan salatalık turşusu, bir başkası için çocukluğun bütün kokusunu taşıyabilir.
Bu nedenle hiçbir turşu yalnızca turşu değildir.
Ama aynı zamanda hiçbir turşu sadece hatıra da değildir.
Onu hem maddi gerçekliğiyle hem de yaşanmış deneyimlerle birlikte düşünmek gerekir.
Bir Kavanozun Öğrettiği Üç Felsefi Ders
1. Ontoloji Bize Şunu Soruyor: Ne Var?
Kavanozda sebze, su, tuz ve mikroorganizmalar vardır.
Fakat aynı zamanda süreçler, ilişkiler ve dönüşümler de vardır.
Belki gerçeklik, düşündüğümüzden daha ilişkisel bir yapıya sahiptir.
2. Bilgi Kuramı Bize Şunu Soruyor: Nereden Biliyoruz?
Bir turşunun hazır olduğunu nasıl anlarız?
Deneyimle mi?
Tarifle mi?
Ölçümle mi?
Bilimsel açıklamayla mı?
Hepsinin farklı türden epistemik değerleri olabilir. Bilgi yalnızca “duymuş olmak” değildir; gerekçelendirme ve güvenilirlik sorununu da beraberinde getirir.
3. Etik Bize Şunu Soruyor: Ne Yapmalıyız?
Ne kadar üretmeliyiz?
Ne kadar tüketmeliyiz?
İsrafı nasıl azaltmalıyız?
Başkalarının emeğine nasıl yaklaşmalıyız?
Doğaya ne kadar müdahale etmeliyiz?
Bunların hiçbirinin yalnızca mutfak sorusu olmadığı açıktır.
Sonuç: Kışa Saklanan Şey Gerçekten Turşu mu?
Kışın ne turşusu yapılır?
Lahana yapılır. Salatalık yapılır. Biber, havuç, pancar, karnabahar, fasulye, sarımsak ve karışık sebze turşuları yapılır. Fakat bu soruya yalnızca bir mutfak listesiyle cevap verdiğimizde, kavanozun taşıdığı daha derin anlamları kaçırırız.
Turşu bize değişimi öğretir.
Beklemeyi öğretir.
Sınırlarımızı öğretir.
Bir şeyi korumanın bazen onu değiştirmek anlamına geldiğini gösterir.
Bilginin yalnızca tarif ezberlemek olmadığını hatırlatır.
Gelenek ile kanıtın, deneyim ile bilimin, insan ile doğanın birbirinin düşmanı olmak zorunda olmadığını düşündürür.
Ve belki en önemlisi, bize zamanın karşısında ne kadar kırılgan olduğumuzu hatırlatır.
Bir kavanozu kış için kaldırırken aslında geleceğe küçük bir mesaj bırakırız: “O gün geldiğinde bunu aç.”
Belki felsefe de böyledir.
Bugünün insanının yarının insanına bıraktığı bir kavanoz gibi.
İçinde cevaplardan çok sorular vardır.
Neyin değiştiğini nasıl anlayacağız?
Bir şeyi korurken onu ne kadar değiştirebiliriz?
Gelenekten öğrendiğimiz bir şeyin doğru olduğunu hangi gerekçeyle söyleyebiliriz?
Bilgi ile alışkanlık arasındaki sınır nerede başlar?
Doğayla kurduğumuz ilişki gerçekten bizim kontrolümüzde midir?
Ve insanın kendisi değiştikçe, geçmişteki “ben” ile bugünkü “ben” arasında hâlâ aynı kişiden söz edebilir miyiz?
Belki kış turşusu bu yüzden yalnızca kış için hazırlanan bir yiyecek değildir. O, insanın zamana karşı verdiği küçük bir cevaptır.
Sebzeyi kavanoza koyarız.
Tuzu ekleriz.
Kapağı kapatırız.
Sonra bekleriz.
Fakat içeride hayat devam eder.
Ve belki hayatın kendisi de tam olarak budur: Biz bir şeyi sabit tutmaya çalışırken, o sessizce değişmeye devam eder.
Kavanozu açtığımız gün yalnızca turşunun tadına bakmayız.
Bir bakıma, geçmişte verdiğimiz bir kararla bugün karşılaşırız.
Peki o kavanozu açtığımızda, gerçekten neyi tadıyoruz: Sebzeyi mi, zamanı mı, hatırayı mı, yoksa kendi değişmişliğimizi mi?
Kış turşularını pratik ölçütlerle sınıflandır
Kışın ne turşusu yapılır başlığına dair bu yazının sonuna geldik; ilginiz için teşekkür ederiz.